14 Mayıs 2009

ETME BULMA DÜNYASI

Haftasonu İstanbul'daydım.
Her gittiğimde;eskiden beri,usanmadan resimler çekerim İstanbul'da. Zaten Boğaz'daysa eğer insan,resim çekmeden duramaz.
Ben de bilmem kaçıncı kez benzer bir kare çektim.

..................

Bir arkadaşım var.

Daima eşine takılır; "sen sakarsın" diye.

Sakarlıkla dalgınlık aynı şey değil belki ama,o arkadaşım az önce evden ayrılırken,gayet dalgındı çıkışı.

Çok geçmeden geri döndü.
Ayakkabıları ayrı ayrı giymişti.
Üstelik diğer teki bağcıklıydı.Arabaya binmeden farketmiş;hemen dönmüş.
Tabii etme bulma dünyası diye düşünüp güldü herkes.
...
H.U.!?

09 Mayıs 2009

HAYATTAN HATIRALAR

Bugün yanıma müfettiş bir arkadaş geldi. Yıllar önce Kayseri'de öğrenciyken,eğitimine bir şekilde katkısı olması amacıyla,tabii Kayseri'de bulunmanın getirdiği bir duygu dünyasının da etkisiyle olsa gerek,elektirikli battaniye satmaya başlamış. Bir haftasonu,hem de sıcak bir günde,sayısını hatırlamadığı kadar daireyi gezmiş. O daireden bu daireye,o kattan bu kata,şu siteden bu siteye derken;en son kapısını çaldığı kapıyı küçük bir çocuk açmış. Tabii,bizim arkadaş kanter içinde... "Ufaklık annen yok mu evde?" Çocuk hızla ve telaşla içeri koşarken bağırıyormuş: "Anneee! Bohçacı geldi; kapıda seni bekliyor!" Arkadaşın ticari girişimi bununla son bulmuş. Şimdi kamu kurumunda başmüfettiş. ... Bu hatırayı dinleyen diğer arkadaş da boş durmadı. Aklına muzip bir arkadaşımız geldi bunun üzerine. İşin garibi O arkadaşımız da Kayseri'li.Diş hekimi.Bahsedince hatırladım;O'nunla belki de 20 yıl sonra,geçen yaz Nevşehir,Kozaklı'da termal havuzda karşılaşmıştık da,birbirimizi o sulu saçlarımızla zor çıkarmıştık ve kahkahayla gülmüştük.Salih Doğan idi ismi. O da üniversite yıllarında her nereye giderse gitsin bol bol resim çekermiş. Tabii digital makianalar yok o yıllarda.Resimleri hemen tab'ettirip arkadaşlara getirirmiş: "Baksana ne güzel pozların var,alsana şu resmi." Tabii arkadaşlar da almak zorunda kalırmış. Ücreti mukabili tabii! Allah'tan ki benim hiç resimlerimi çekmemişti. ... Bu hatıra da bana 20 gün önceki Mekke hatıramı hatırlattı. Arafat Dağı'na çıkmıştık ailece.Babamla annem de vardı. Cebel-i Rahme denilen tepeciğe de vardık ki,hac zamanı çok kalabalık oluyor.Ama arabadan daha inmeden etrafımızı develer ve sahipleri sardı. Babam daha arabadan inmeden başında bir arap örtüsü ve ageli gülümseyerek deveye doğru gidiyor baktım. Ben de heveslendim. "Bes hamse riyal" demeleri de doğrusu bizi teşvik etmişti develere binmeye. Develerin süsü,arap bedevilerin ısrarı ve hamse riyal sözü bizi kısa sürede develer üstünde kervan yolcularına dönüştürdü. Ordan oraya deveyi çekip duruyordu adam. Durumu "çakmıştım" kısa sürede.Çünkü bir yandan da şipşak resim çekiyordu habire. "Ya ahi,bes hamse riyal haa,ona göre"diye de Türkçe tamamlıyordum sözlerimi. Bedevinin anlamak istemediğim cevabı "vahit suvar hamse riyal;okey,velekin kesir suvar kesir riyal" gibisinden cevaplar veriyordu. Deveden inmek istediğimde cıngar çıktı. İndim. Bedevi on katı riyal istedi benden."Hamsiiin riyal" Daha bir dolu şeyler söylüyordu ama bu arada resimleri de elime tutuşturmasın mı! "Senin olsun resimler,para da istemiyorum" manasında konuşuyor arkasını dönüp "küsüyordu" bana. Şu mübarek yerde bir de kul hakkı kalmasın üstümüzde diyerek,araya aracılar da sokup zar zor 25 riyala anlaşıp koşarcasına ayrılmıştık bu mübarek mekandan. Yemenli bedevi deveciler yüzünden. Kayserili arkadaşımız nur nimet yani. ... Eh,sözlerimin sonunda,bugün bir köşe yazısında okuduğum fıkrayla noktalayayım: (Bu fıkrayı Haberturk gazetesinde okumuştum.Ama kopyalamak için o sayfayı açmak istediğimde bir türlü bu gazetenin sayfasını açamadım.Bu nedenle herkesten özür diliyoruz.) ... H.U.!?

01 Nisan 2009

YOLDAN GELDİK,YOLA GİDİYORUZ...

Hayat ne büyük bir nimet. Ölüm,hayatın zıttı gibi. Ama esasında mütemmimi;hayatın da kendisi ölüm.Çünkü hayatın sonunda ölüm,fakat ölümden sonrası ebedi hayat var. Aldığımız her nefeste yeni bir hayat var;verdiğimiz her nefeste ölüm saklı! Ve... Muhsin Yazıcıoğlu'nu da ebedi aleme yolcu etti dünya. Yazıcıoğlu'nun cenazesi gibi rahmetli Özal'da da böyle bir akın olmuştu. Millet sevdiğini ayırdetmiyor siyasi anlayışına göre. Ve bizim millet ölüm ya da keder anlarında daha çok birleşiyor. Yazıcıoğlu'nun şu sözleri;ölümünden bir kaç gün önceki şu sözleri ne kadar anlamlı.O'nun ruh köklerini işaretleyen sözler: "Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiçbirimizin garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi gitti. Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da, milletle olmayacağız. Yarın ahirette Allah, bize ‘Niye iktidar olmadın’ diye sormayacak. Sorsa da ‘Vermediniz’ diyeceğiz.” Bu saf,temiz,mütevazi ve yiğit Anadolu insanına Allah'tan sonsuz rahmetler diliyorum. ... H.U.!?

30 Aralık 2008

"KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞIRIM"

Adamın birisi işe girecekmiş. Patron sormuş: -Ücret ne istersin? -Ben karın tokluğuna çalışırım efendim. -Olsun,sen yine de pazarlık yap;pazarlık sünnettir. Demiş demesine ama,zavallı adam: -Peki efendim,pazartesi ve perşembe günleri oruç da tutarım;o da benden olsun cevabını vermiş. -Asgari ücretlere zam yapıldı bu arada;herkesin haberi vardır sanırım. ... H.U!?.

26 Aralık 2008

ALÇAK DÜŞÜNCELİ AHMAK MÜNAFIKLAR

Blogu,esasında,bir arkadaşımızın bloguna ara verdiğini duyurması ve yapılan yorumlar üzerine ben de düşüncelerimi aktarmak için açmıştım. Ama bunu yapma niyetini taşırken,bir yandan da,32.Gün programını izliyordum. Öncelikle,blog ya da yazma işine,"birakma ya da bırakmama" şeklinde bakmamak gerekir diye düşünüyorum. Yazma isteği,arzusu ve ihtiyacı varoldukça kişi yazar;yazmalıdır da. Neyse,daha ziyade 32.Gün Programına kafam takıldı.Aslında,çoktandr bu tarz programlara itibar etmez oldum. Ama sözün bir yerinde,Mine Kırıkkanat isimli zavallı kişilikle partneri olan,ama adını öğrenemediğim diğer bir zavallı kişilik Türkçe ibadetten filan bahsettiler.Lafın tam da bu kısmında Prof.Mümtaz'er Türköne lafı yapıştırdı:"Türkçe olsa namaz kılacak mıydın?" Adamcağız da kadıncık da geveleyip durdular. Maksatları namaz ya da bir başka bir şey değil çünkü. Sözün bir yerinde de yine Mümtaz'er Hoca Mine denilen zavallının laflarından sonra,olaya tamamen ideolojik bakması dolayısıyla "tamam oyumu sana vereceğim" diye bozdu. Velhasıl,ne enteresan memleket burası. Kardeşim,dinsizsen apaçık dinsizim de ve açıklamalarına ona göre bakalım. Hem müslüman görüntüsü verip de sonra da mukaddes değerlerden ve Kuran'dan,haşa "bilinmeyen doktrin" falan gibi ahmakça laflar etmeyeceksin. Bu senin münafık olduğun anlamına gelir. Bu sözlerim Mine Kırıkkanat isimli alçak düşünceli kadınla yanındaki şakşakçı erkek partnerine.

23 Ekim 2008

LİBYA

Hafta sonu Libya'daydım.
Başkent Tripoli'de.Diğer adı Trablusgarp.Bir de Trablusşam var ki O kent Lübnan'da.
Adamlar uzun yıllar ambargo altında kaldılar.Petrol ve doğalgaz zengini bir ülke.Ve şu anda 1 trilyon dolarları varmış!
Dünya küresel kriz yaşıyor.
Ufacık, 5-6 milyonluk ülkede 1 trilyon dolar mevcut.Bugüne kadar harcayamadıkları için.
Tabii bütün dünya orda!ABD Dışişleri Bakanı bile 40 yıl sonra ayak basmış buraya!
Berlusconi ise Ömer Muhtar'ın oğlunun ayağına gidip özür dilemiş.
Türkiye yaklaşık 10 m ilyar dolarlık iş hacmine sahip burada.Ama daha da pay kapması lazım.
İşte bu ülkeden bazı resimler:
Bir hurma ağacı..

Osmanlı zamanından kalma kalenin bölümlerinden bir yer.

Osmanlı Çarşısı vr geri planda Osmanlı'dan kalma saat kulesi. Şehrin hangi yönünden bakılsa dört adet görünen beşli bina. Aslında fotoğraf çok.İlerde devamını yayınlarım inşaallah.

11 Ekim 2008

HER ANDA ALLAH'A BAĞLANMAK

Yeni bir zaman dilimi başladı benim için.
Ekim ayı ile birlikte.
Ve her yeni zaman diliminde olduğu gibi,yine kendi kendime düşündüm:
Artık daha güzel yaşamalıyım.
Daha kaliteli...
Daha seviyeli...
Allah ve ahiret dışında beni bağlayan hiç bir şey olmamalı.
Öyle düşündüm.Karar aldım.
Bu çerçeve içerisinde yaklaşıyorum her zaman.
İnsanoğlu gafletle arızalı.Esasında aldığımız her nefeste Allah'a sonsuz hamdetmemiz lazım bizi tekrar diriltiyor ve yaratıyor diye.
Ve yine,verdiğimiz her nefeste Allah'a dayanmamız gerekiyor;ölüme açılan kapıdan girdirip bizi hayata tekrar bağlasın diye.
Anlar önemlidir.
Anları bize bahşeden Rabbımız'a ne derece layık olabildiğimizin muhasebesini "her an" tefekkür edip tedbir almamız gerekmiyor mu?
Müzik dinlerim o "an"ların bazılarında.
Kainatı seyrederim bazı "an"larda.
Yeryüzünde gezinirim o "an"larda.
İnsanları dinlerim o "an"larda.
Hemcinslerimle konuşurum o "an"larda...
Velhasıl o "an"lar benim için tefekkür anlarıdır.
Ömrümün parçalarıdır.Ve bu fani ömrü bana bir nimet ve omuzumda dev bir emanet olarak takdir eden Kudret Sahibi Allah'a her nefes alış verişte daha da bağlandığımı hissediyorum.
...
H.U?!.

22 Eylül 2008

17 Eylül 2008

BEDENDE SEYAHAT ETMEK...

İftardan sonraydı.
Balkonda oturuyorduk misafirlerle.
Önümüzden geçen caddeden güçlü bir ses geldi.Bir araç diğerine çarpmıştı.
Ve çok sürmedi;önce trafik aracı,az sonra acı sirenlerle ambulanslar ve nihayet itfaiye arabaları geldi.
Belli ki ciddi yaralanmalar vardı.İnşaallah ölen olmamıştır.
Ölümü tahattur ettik hep beraber.Ve ölümün ne kadar da yakın olduğunu düşündük.
Rabbimize sığındık.
Uçak geçiyordu az yukardan.Işıklarını yakmış,inmeye hazırlanıyordu.
Arkadaşın biri uçaktan ne kadar korktuğundan bahsetti.Mısır'a gitmiş uçakla yakınlarda.Uzun senelerden sonra ilk kez binmiş uçağa.Dönüş yolunda yine korkusu tutmuş;Kıbrıs üzerinden gemiyle gelmiş.
Dedim ki;uçaktan neden korkuyorsun ki?Bizim bedenimiz de bir uçak gibi.
Ha uçağın içinde Allah nefesimizi kesmiş;ha bedenimizde?
Garantisi var mı ki bedenimize adeta binmiş dünya üstünde seyeran ederken nefesimizin aniden kesilmemesinin?
Beden de bir uçak gibi.
Ya da az önce caddede birbirine vuran arabalar gibi.
Görüntüler bizi aldatmamalı.Ve hayatı,her an nefes alıp verdikçe bize yeniden bahşeden Sonsuz Kudret Sahibi'ne;Yaratanımız'a şükürler etmeliyiz.
Bizi,dünya gezegeni üzerinde,kendisine mahsus kanunlar dairesinde,kimi zaman uçaklarda,kimi zaman yerlerde, ama ölene kadar da bedenimizde gezdiren Rabbimiz'in binbir esmasına layık olmaya çalışmalıyız.
Tefekkür etmeliyiz.
Marifetullah ve muhabbetullah yolcuları olmalıyız.
...
H.U.?!

06 Eylül 2008

HAYAT DEVAM EDERKEN...

Hayat devam ediyor.Az önce teravih namazı kılıyordum Başyazıcıoğlu Camii'nde.Ve "yarım kalmış hayatlar" başlıklı yazılar kaleme almak aklıma geldi sünnetle farz arasında.
Nedense namaz esnasında insanın aklına olmadık şeyler gelebiliyor.Benim beynimde çoğu zaman çok hızlı tedailer oluşuyor.Şimşek gibi çakıyor adeta fikirler.
Kimi zaman rahatsız olsam da bundan,genelde mutsuz değilim.
Gerçi az önce sözünü ettiğim fikir,neticede ebedi hayata dair düşünürken;bir bakıma tefekkür ederken geldi aklıma.
Her neyse;dedik ya,hayat devam ediyor.Önemli olan bu emanet hayatı hakkıyla sona erdirebilmek.Emaneti Sahibi'ne teslim edebilmek.
Bazıları ölümden bahsedilmesinden pek memnun kalmıyor.Geçiştirmek istiyor hemen.Ama ölümü düşünmeden,konuşmadan hayatı anlamak mümkün mü?
Ramazan Ayı'nı idrak ediyoruz yine.
Sahi,kaç yıl oldu Ramazanı idrak etmenize sizlerin?
Ben hesaplamadım.Ama zannediyorum bir 30 yıl olmuştur Ramazan'ı anlamaya başlamama.Hatta oruç tutmama.
Ramazan...
Ne mübarek ay.
Ankara'da,Çukurambar semti'nde yeni yapılan ve bir yıldır ibadete açık olan Başyazıcıoğlu Camii'nde iki oldu teravih kılıyorum.
Medine-i Münevvere'den genç bir imam kıldırıyor namazı.
Bizim insanımız,sırf Medineli olduğu için imamla her namaz sonrası musafahalaşıyor.
Ben de çocuklarla beraber imam efendiyle musafaha için sıraya girdim.Çocuklar mutlu olsun diye.
Memnun oldular.
...
Yazdıklarımı eskiden okuyan çok olurdu.
Yorumlayan da tabii.
Ama uzunca bir ara verdiğim için;daha sonra yazdığımdaysa ara ara yazmış olmamdan olsa gerek artık kendi kendime yazdığım zehabına kapılıyorum.
Ama başlı başına yazmak güzel şey değil mi?
Böylece tarihe notlar düşmüş oluyoruz bir bakıma.
Bundan böyle daha sık yazmaya çalışacağım inşaallah.
...
H.U.?!