30 Aralık 2008

"KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞIRIM"

Adamın birisi işe girecekmiş. Patron sormuş: -Ücret ne istersin? -Ben karın tokluğuna çalışırım efendim. -Olsun,sen yine de pazarlık yap;pazarlık sünnettir. Demiş demesine ama,zavallı adam: -Peki efendim,pazartesi ve perşembe günleri oruç da tutarım;o da benden olsun cevabını vermiş. -Asgari ücretlere zam yapıldı bu arada;herkesin haberi vardır sanırım. ... H.U!?.

26 Aralık 2008

ALÇAK DÜŞÜNCELİ AHMAK MÜNAFIKLAR

Blogu,esasında,bir arkadaşımızın bloguna ara verdiğini duyurması ve yapılan yorumlar üzerine ben de düşüncelerimi aktarmak için açmıştım. Ama bunu yapma niyetini taşırken,bir yandan da,32.Gün programını izliyordum. Öncelikle,blog ya da yazma işine,"birakma ya da bırakmama" şeklinde bakmamak gerekir diye düşünüyorum. Yazma isteği,arzusu ve ihtiyacı varoldukça kişi yazar;yazmalıdır da. Neyse,daha ziyade 32.Gün Programına kafam takıldı.Aslında,çoktandr bu tarz programlara itibar etmez oldum. Ama sözün bir yerinde,Mine Kırıkkanat isimli zavallı kişilikle partneri olan,ama adını öğrenemediğim diğer bir zavallı kişilik Türkçe ibadetten filan bahsettiler.Lafın tam da bu kısmında Prof.Mümtaz'er Türköne lafı yapıştırdı:"Türkçe olsa namaz kılacak mıydın?" Adamcağız da kadıncık da geveleyip durdular. Maksatları namaz ya da bir başka bir şey değil çünkü. Sözün bir yerinde de yine Mümtaz'er Hoca Mine denilen zavallının laflarından sonra,olaya tamamen ideolojik bakması dolayısıyla "tamam oyumu sana vereceğim" diye bozdu. Velhasıl,ne enteresan memleket burası. Kardeşim,dinsizsen apaçık dinsizim de ve açıklamalarına ona göre bakalım. Hem müslüman görüntüsü verip de sonra da mukaddes değerlerden ve Kuran'dan,haşa "bilinmeyen doktrin" falan gibi ahmakça laflar etmeyeceksin. Bu senin münafık olduğun anlamına gelir. Bu sözlerim Mine Kırıkkanat isimli alçak düşünceli kadınla yanındaki şakşakçı erkek partnerine.

23 Ekim 2008

LİBYA

Hafta sonu Libya'daydım.
Başkent Tripoli'de.Diğer adı Trablusgarp.Bir de Trablusşam var ki O kent Lübnan'da.
Adamlar uzun yıllar ambargo altında kaldılar.Petrol ve doğalgaz zengini bir ülke.Ve şu anda 1 trilyon dolarları varmış!
Dünya küresel kriz yaşıyor.
Ufacık, 5-6 milyonluk ülkede 1 trilyon dolar mevcut.Bugüne kadar harcayamadıkları için.
Tabii bütün dünya orda!ABD Dışişleri Bakanı bile 40 yıl sonra ayak basmış buraya!
Berlusconi ise Ömer Muhtar'ın oğlunun ayağına gidip özür dilemiş.
Türkiye yaklaşık 10 m ilyar dolarlık iş hacmine sahip burada.Ama daha da pay kapması lazım.
İşte bu ülkeden bazı resimler:
Bir hurma ağacı..

Osmanlı zamanından kalma kalenin bölümlerinden bir yer.

Osmanlı Çarşısı vr geri planda Osmanlı'dan kalma saat kulesi. Şehrin hangi yönünden bakılsa dört adet görünen beşli bina. Aslında fotoğraf çok.İlerde devamını yayınlarım inşaallah.

11 Ekim 2008

HER ANDA ALLAH'A BAĞLANMAK

Yeni bir zaman dilimi başladı benim için.
Ekim ayı ile birlikte.
Ve her yeni zaman diliminde olduğu gibi,yine kendi kendime düşündüm:
Artık daha güzel yaşamalıyım.
Daha kaliteli...
Daha seviyeli...
Allah ve ahiret dışında beni bağlayan hiç bir şey olmamalı.
Öyle düşündüm.Karar aldım.
Bu çerçeve içerisinde yaklaşıyorum her zaman.
İnsanoğlu gafletle arızalı.Esasında aldığımız her nefeste Allah'a sonsuz hamdetmemiz lazım bizi tekrar diriltiyor ve yaratıyor diye.
Ve yine,verdiğimiz her nefeste Allah'a dayanmamız gerekiyor;ölüme açılan kapıdan girdirip bizi hayata tekrar bağlasın diye.
Anlar önemlidir.
Anları bize bahşeden Rabbımız'a ne derece layık olabildiğimizin muhasebesini "her an" tefekkür edip tedbir almamız gerekmiyor mu?
Müzik dinlerim o "an"ların bazılarında.
Kainatı seyrederim bazı "an"larda.
Yeryüzünde gezinirim o "an"larda.
İnsanları dinlerim o "an"larda.
Hemcinslerimle konuşurum o "an"larda...
Velhasıl o "an"lar benim için tefekkür anlarıdır.
Ömrümün parçalarıdır.Ve bu fani ömrü bana bir nimet ve omuzumda dev bir emanet olarak takdir eden Kudret Sahibi Allah'a her nefes alış verişte daha da bağlandığımı hissediyorum.
...
H.U?!.

22 Eylül 2008

17 Eylül 2008

BEDENDE SEYAHAT ETMEK...

İftardan sonraydı.
Balkonda oturuyorduk misafirlerle.
Önümüzden geçen caddeden güçlü bir ses geldi.Bir araç diğerine çarpmıştı.
Ve çok sürmedi;önce trafik aracı,az sonra acı sirenlerle ambulanslar ve nihayet itfaiye arabaları geldi.
Belli ki ciddi yaralanmalar vardı.İnşaallah ölen olmamıştır.
Ölümü tahattur ettik hep beraber.Ve ölümün ne kadar da yakın olduğunu düşündük.
Rabbimize sığındık.
Uçak geçiyordu az yukardan.Işıklarını yakmış,inmeye hazırlanıyordu.
Arkadaşın biri uçaktan ne kadar korktuğundan bahsetti.Mısır'a gitmiş uçakla yakınlarda.Uzun senelerden sonra ilk kez binmiş uçağa.Dönüş yolunda yine korkusu tutmuş;Kıbrıs üzerinden gemiyle gelmiş.
Dedim ki;uçaktan neden korkuyorsun ki?Bizim bedenimiz de bir uçak gibi.
Ha uçağın içinde Allah nefesimizi kesmiş;ha bedenimizde?
Garantisi var mı ki bedenimize adeta binmiş dünya üstünde seyeran ederken nefesimizin aniden kesilmemesinin?
Beden de bir uçak gibi.
Ya da az önce caddede birbirine vuran arabalar gibi.
Görüntüler bizi aldatmamalı.Ve hayatı,her an nefes alıp verdikçe bize yeniden bahşeden Sonsuz Kudret Sahibi'ne;Yaratanımız'a şükürler etmeliyiz.
Bizi,dünya gezegeni üzerinde,kendisine mahsus kanunlar dairesinde,kimi zaman uçaklarda,kimi zaman yerlerde, ama ölene kadar da bedenimizde gezdiren Rabbimiz'in binbir esmasına layık olmaya çalışmalıyız.
Tefekkür etmeliyiz.
Marifetullah ve muhabbetullah yolcuları olmalıyız.
...
H.U.?!

06 Eylül 2008

HAYAT DEVAM EDERKEN...

Hayat devam ediyor.Az önce teravih namazı kılıyordum Başyazıcıoğlu Camii'nde.Ve "yarım kalmış hayatlar" başlıklı yazılar kaleme almak aklıma geldi sünnetle farz arasında.
Nedense namaz esnasında insanın aklına olmadık şeyler gelebiliyor.Benim beynimde çoğu zaman çok hızlı tedailer oluşuyor.Şimşek gibi çakıyor adeta fikirler.
Kimi zaman rahatsız olsam da bundan,genelde mutsuz değilim.
Gerçi az önce sözünü ettiğim fikir,neticede ebedi hayata dair düşünürken;bir bakıma tefekkür ederken geldi aklıma.
Her neyse;dedik ya,hayat devam ediyor.Önemli olan bu emanet hayatı hakkıyla sona erdirebilmek.Emaneti Sahibi'ne teslim edebilmek.
Bazıları ölümden bahsedilmesinden pek memnun kalmıyor.Geçiştirmek istiyor hemen.Ama ölümü düşünmeden,konuşmadan hayatı anlamak mümkün mü?
Ramazan Ayı'nı idrak ediyoruz yine.
Sahi,kaç yıl oldu Ramazanı idrak etmenize sizlerin?
Ben hesaplamadım.Ama zannediyorum bir 30 yıl olmuştur Ramazan'ı anlamaya başlamama.Hatta oruç tutmama.
Ramazan...
Ne mübarek ay.
Ankara'da,Çukurambar semti'nde yeni yapılan ve bir yıldır ibadete açık olan Başyazıcıoğlu Camii'nde iki oldu teravih kılıyorum.
Medine-i Münevvere'den genç bir imam kıldırıyor namazı.
Bizim insanımız,sırf Medineli olduğu için imamla her namaz sonrası musafahalaşıyor.
Ben de çocuklarla beraber imam efendiyle musafaha için sıraya girdim.Çocuklar mutlu olsun diye.
Memnun oldular.
...
Yazdıklarımı eskiden okuyan çok olurdu.
Yorumlayan da tabii.
Ama uzunca bir ara verdiğim için;daha sonra yazdığımdaysa ara ara yazmış olmamdan olsa gerek artık kendi kendime yazdığım zehabına kapılıyorum.
Ama başlı başına yazmak güzel şey değil mi?
Böylece tarihe notlar düşmüş oluyoruz bir bakıma.
Bundan böyle daha sık yazmaya çalışacağım inşaallah.
...
H.U.?!

25 Temmuz 2008

MASUM ÇOCUK...

Bir çocuk geçti bu dünyadan..
Her can sahibi gibi umutlarla yeşerdi;hayat buldu.
Babası vardı,annesi vardı;kimbilir kardeşleri de vardı.
Oynuyorlardı sabah akşam.
Neşe içinde;etrafına gülücükler saçarak.
Ebeveynine hayat kaynağıydı her zaman...
Ama sıcakta...
Serinlemek istedi havuzda.
Parasızdı havuz.
Paraya tama etti yine memur...
Sadece 1 ytl ye hem de...
Çocuk parasızdı.
Ve hava sıcaktı...Nemliydi...
Yavrucak atladı yakındaki nehre.,
Ve gözleri önünde para isteyenlerin
Kuma saplandı.
An be an...
Gömüldü gitti...
Mezarına bile gömülemeden...
Henüz taptazeydi bedeni.
Belli ki görmek istediği çok şey vardı cihandan.
Anne babasını bile doğru dürüst görememişti ki.
Doyamadan...
Ve
Öldü
Gitti...
Ebedi dünyaya doğru...
Arkasında acı bırakırken...
Kendisi hala gülümsüyordu.... umursamadan...

18 Temmuz 2008

MASKELERİ DÜŞÜYOR; TELAŞ İÇİNDELER

Dünyada cereyan eden her türlü ilişkiye ve hadiselere bakarken, hiç şüphesiz temel alınacak unsur insanın kendisidir. İnsan varsa her şey vardır. İnsanın olmadığı bir tablo, elbette manasızlıktan başka bir şey olmayacaktır. Peki insan neden vardır? Niçin hayattayız? İşte bunun anlamını çözmedikten sonra, hiçbir şeyin açıklamasını doğru yapmış sayılmayız. Siyaset, esasında insan hayatının ve hususan devletlerin hayatının önemli şekillendirme araçlarından başta geleni görülür. En azından ilk algı öyledir. Ama siyaset, aslen “gaflet ve dalâletin en boğucu, aldatıcı, en geniş perdesi” dir. İşte politikanın tabiatında var olan, bu sığ anlamı kemale erdirmek için, siyaseti büyük bir mana için yapmak gerekir ki, bu da herhalde insanlığa en güzel, adaletli, insan olmanın kudsi manasına dayalı önyargısız bir anlayışı gerektirir. “Yaradılanı severim, Yaradandan ötürü” felsefesi ya da “Allah rızası” kavramı herhalde bu kudsi duyguyu açıklayabilecek en güzel ifadeler olsa gerek. Kuran-ı Kerim’de mealen “Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. “ buyrulmaktadır. Kabile, kavim ve nihayet millet olmanın neticesi devlet sahibi olmaktır. Bu manada, dünya üzerinde en güçlü ve meleke sahibi millet hiç şüphe yok ki Türk Milleti’dir. Milletimiz yüzyıllarca devletsiz kalmaksızın; hatta dünayaya nizam ve adalet dağıtarak bugünlere gelmiştir. Son 85 yılımızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmak üzere, bu güzel coğrafyamızla, adeta dünyanın kalbi sayılan bu vatan toprakları üzerinde yaşıyoruz. Milletçe birlik ve beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece her dem güçlü, istikrarlı ve itibarlı olmuşuz. Çok şükür, zaman zaman, devre devre bu hususi hasletlerimiz üzerinde menfi operasyonlar düzenlemek isteyen dış mihraklı iç mimarlar olmuşsa da, bunlar uzun soluklu olamamışlar ve bu aziz millet tarafından en kısa sürelerde tabiri caizse “lağvedilmişler” dir. Bu son zamanların hadisesi de, ne yazık ki aynı menfur ve karanlık odakların maharetinden başka bir şey değildir. Ama inşallah, bu sefer bu azim zalim ve zulümatlı çete, suçüstü edilmiştir ve hükmünün verilmesi yakındır. Şimdilerde bir kısım insanların ve kendilerine sözümona siyaset yoluyla millete hizmet edecek şahıslar olarak gösteren “sözde” siyasetçilerin ve partilerin, canhıraş bu zalim oluşumların avukatlığına soyunmuş olmaları, onların yaklaşık yarım asırdır yüzlerine takmış oldukları maskelerin teker teker düşmesinden başka bir şey değildir. Bu zihniyet değil miydi 27 Mayıs’ larda “ sizi ben bile kurtaramam “ diyen zihniyet ? Bu zihniyet değil miydi “ sizi buraya tıkan güç böyle istiyor “ szöleriyle haykıran zihniyet ? Bu zihniyet değil miydi 12 Eylül Anayasası diyerek yerden yere vurup da, bugünlerde ne olduysa birden bire 12 Eylül’ü nerdeyse kendileri için milat yapacak zihniyet ? Maskeler tek tek düşüyor ! Ve son maskeleri inmek üzere. Millet zaten o maskelerin arkasındaki gaddar zihniyeti yakınen bildiği için değil midir hiçbir zaman normal yollardan iktidara gelemediler bunlar ?! İşte şimdi soyundukları “avukatlık” mesleğinden elde edeceklerini umdukları şey, bu milletin kendilerine vermediği iktidar olma hakkını zorbalıkla elde etmek ve bir süre daha bu millete, milletin manevi değerleriyle alay edercesine “Muhammed seni bırakmaz” sözlerini sarfeden, bir ayağı çukurda “dahi” siyasetçiler eliyle “hizmet etmek” emelinden başka bir şey değil ! Son çaba fayda etmez! Millet onların maskesini tüm dünya önünde indirmek için sabırsızlıkla bekliyor !

03 Mayıs 2008

UZUN BİR ARADAN SONRA BURADAYIM

Allah'ın selamı herkesin üzerine olsun.
Çok uzun zamandır uğrayamadığım bloguma ve blog alemine,bugün dönüş yapma fırsatım oldu.
Aslında zaman zaman belli blogları izliyorum.Gördüğüm kadarıyla eski hız ve heves kimsede kalmamış gibi.Acaba ben uzak kaldığım için bana mı öyle geliyor?
Tabii bir de,eskisi gibi yorumcularım da kalmamış;bunun etkisi de var yazmamamda.Ne de olsa "yazarları" tabiri caizse gaza getiren okuyucuyla olan iletişimdir.
Bazen istatistiklere bakıyorum;kaç kişi girmiş bloguma diye.Heyhaat...
Mazide 200 lerde olan giriş sayısı,son aylarda 5-10 lara düşmüş.
Okuyan ve takip eden yoksa neden yazayım ki diyorum kendi kendime.
Sağlık olsun ve dahi canınız sağolsun.Ben yine de yazacağım.
Ve işte bir hafta önce Ürdün'e gitmiştim,ondan bahsedeyim.
26 Nisan 2008 tarihinde Ankara'dan yola çıktım.
Gecesinde Amman'daydım.
Çok uzun yıllar önce gelmiştim bu engebeli şehire.-Öyle uzun yıllar dediysem,çok yaşlı sanmayın beni.Hepi topu 40 olmadım henüz.-(Allah hayırlı ömür versin bütün müslümanlara)
Amman'da kaldığımız otelin lobisi.Ve iki Ürdün'lü.Ürdünlüler biraz soğuk geldi bana.Azıcık da kibirli gibiler.-Gıybet olmasın-
İsrail sınırına yakın ve deniz seviyesinden 400 metre aşağıda olduğu bilgisini verdikleri Ölü Deniz.Ne balık yaşıyor,ne bir yosun.Tuz oranı çok yüksek olduğu için insanlar üzerinde sırtüstü yatıp gazete bile okuyabiliyormuş.Biz girme fırsatı bulamadık.Burada dünya ralli şampiyonası yapılıyordu biz oradayken.

Ölü Deniz'de güneş batarken...

Ürdün'ün bir süre öncesine kadar en büyük camisiymiş bu cami.Değişik bir mimari yapısı var.Kral Abdullah Camii.İmamı 80'li yaşlarındaki Kudüs Mescid-i Aksa Camii'nde 30 yıl imamlık yapmış ve Peygamber Efendimiz'in soyundan mübarek bir zat.Kurra.Bize ve Türkiye'ye akşam namazı sonrası dualar etti.