19 Şubat 2006

BİR ALINTI...

Karikatür krizi ve Trabzon'da bir İtalyan rahibin öldürülmesini "Durum çok vahim" şeklinde değerlendiren İtalya Reform Bakanı Roberto Calderoli dün yaptığı açıklamada, "Papa, 5. Pio ve 11. Innocenzo gibi mücadele etmeli" diyerek Haçlı Seferlerini başlatan papaları Benedict'e örnek göstermişti... Calderoli, "Durum çok vahim. Bugün tüm İtalyan vatandaşları, zavallı rahip gibi öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya. Müslüman halkta müthiş bir nefret var. Önlem almanın zamanı geldi. Bunu sadece güç kullanarak engelleyebiliriz" diye konuşarak büyük bir skandala imza atmıştı..

Ancak İtalya'daki Türk ve Müslüman düşmanlığı, kendini bilmez bir şekilde öfke kusan bu bakanla sınırlı değil.. Sonsayfa.com, İtalyanlar'ın Tük-Müslüman düşmanlığı ile Haçlı Seferleri sevdasının kökenini belgeriyle açıklıyor.... İtalyanların ünlü markalarından biri olan Alfa Romeo arabalarının amlebiminde yer alan figüre lütfen birkez daha dikkatlice bakınız. O figürde yılan bir insanı yutuyor. Figürde ayrıca bir haç işareti yer alıyor.. Alfa Romeo'nun resmi web sitesinde bu figürün anlamı orjinal dilde şöyle anlatılıyor: "...the right-hand portion shows the Visconti serpent / dragon devouring an enemy." Tercümesi ise şu: "Amblemin sağ tarafı Viskonti yılani / ejderhası tarafindan yenilen düşmanı göstermektedir.." Peki bu düşman kim? Bu sorunun cevabı ise "alfa sahipleri platformu" adıyla kurulan, Alfa Romeo kullanan zenginlerin sitesinde yazılı.. Bu sitede ise figürün anlamı orjinal dilde şöyle anlatılıyor: "The First Crusade was relatively successful and upon returning, a defeated Saracen was placed in the serpent's mouth as a symbol of victory." Bu sözlerin anlamı ise şöyle: ""Göreceli olarak basarılı olan 1. Haçlıordusunun dönüşü üzerine, yenilmis bir Müslüman "Saracen" (İgilizcede daha cok arap/müslümanlari tasvir etmekte kullanılır, ama 1. Haçli Seferi, Malazgirt'te basarılı olduktan sonra Iznik'i bir kaç yil içinde başkent yapma şerefine erişmiş Selçuklu Devletine karşı düzenlendiginden "Saracen" Türk/müslüman anlamina kavusuyor artık) zaferin simgesi olarak bir yılanın ağzına yerleştirilmiştir". Amblemin sol tarafındaki kırmızı haç ise, Haçlı seferine çıkanlara, aspsikopos tarafından ilahi yardımın Hristiyan ordusuyla beraber olması için verilmiş flamanın bir figürüdür. "

16 Şubat 2006

OSMANLI DEVLETİ,ABD'Yİ VERGİYE BAĞLAMIŞTI!

Osmanlı, ABD'yi vergiye bağlamış Kurtlar Vadisi Irak, neden bu kadar çok ilgi görüyor? Basit, çünkü toplum olarak üstüste gelen hakaretámiz davranışlar karşısında, bir şekilde özgüvenimizi sağlamaya ihtiyacımız var. Burgazadalı bir dosttan tam da bu sıkıntımızı gidermemize yardımcı olabilecek bir e-mail aldım. Doğrusu ben bilmiyordum, öğrendim. Film ile yetinmeyin. Bu olağanüstü öyküyü siz de okuyun ki, keyfiniz tam olsun: Yıllardan 1783, yani bundan tam 223 yıl öncesindan söz ediyorum. O günün Avrupa standartlarına göre her ne kadar mütevazı da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde de yelken vurmaya ve sancak gezdirmeye başlıyor. Bu tarihen sadece 2 yıl kadar sonra, 25 Temmuz 1785’te, bu yeni sancağı taşıyan bir gemi, Atlantik Okyanusu’nda Cezayir sahillerinde Cadiz açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçiriliyor. İşkembeyi kübradan sallamıyorum. Geminin adı sanı, her şeyi belli: Boston Limanı’na kayıtlı. Kaptanı İsaak Stevens adlı bir denizci. Adı da az ve öz: Maria. Bugünkü Amerikalılar’ın ataları da olaylardan pek ders almıyor olmalılar ki, aynı sancağı taşıyan ikinci bir gemi daha Osmanlı’nın eline düşüyor. Philadelphia Limanı’na bağlı, Kaptan O’Brien komutasındaki Dauphin de Osmanlı gemilerine teslim olmak zorunda kalıyor. Durun hele, dahası da var... 1793 yılının Ekim ve Kasım aylarında, 11 Amerikan gemisi daha Osmanlı donanmasının muhtelif gemilerine havlu atarak teslim oluyor. ABD Kongresi, 27 Mart 1794 tarihinde, Osmanlı Deniz Kuvvetleri’ne karşı koyabilecek güçte savaş gemileri inşa edilmesi için Başkan George Washington’a 700 bin altın harcama yetkisi veriyor. Dile kolay... Tehdit Osmanlı... Ve bugünün süper gücü ABD, bu tehdit karşısında donanmasının temellerini oluşturuyor. 5 Eylül 1795 tarihinde, ABD, Osmanlı ile bir antlaşma yapmayı kabul ediyor. Bu anlaşmaya göre Cezayir’deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik Okyanusu ve gerekse Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan gemilere dokunulmaması karşılığında bir sefere mahsus 642 bin altın ve yılda 12 bin Osmanlı altını (216 bin Dolar) ödemeyi kabul ediyor. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan antlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı imza koyuyorlar. Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış oluyor. Bu, ABD’nin iki yüz yılı aşkın bir süre için yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesi kabul edilmiş olan tek Amerikan belgesi. Yabancı dilde tek antlaşma Dahası, ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararası antlaşma, Türkçe. Ve ABD’nin tarihinde vergi vermeyi kabul ettiği tek ülke de Osmanlı İmparatorluğu. İşin hoş tarafı, ABD Başkanı George Wasington, Osmanlı Padişahı tarafından muhatap olarak kabul edilmiyor ve antlaşma, Cezayir Beylerbeyi tarafından imzalanıyor. İnanmayanlar olabilir. Kolayı var - Yale Üniversitesi tarafından yayınlanan Türkçe Antlaşma’nın İngilizce örneği için aşağıdaki adrese tıklamaları yeter: http://www.yale.edu/lawweb/%20avalon/diplomacy/barbary/bar1795t Star Halit KAKINÇ

CENNETE YOLCULUK-3-

Toprağa basarmısın ...Cennetin en güzel misk ve zaferan kokusundan yaratılmış , bastıkça ferahlatan ve her seferinde değişen koku yayılıyor ..(Cennet, Muhammed’in Ümmetine süslendiği kadar hiçbir zaman süslenmemiştir ).Sayması imkansız olan saraylardan birine girelim...Allah’ım ..bu ne ihtişam ..( tuğlaları sırasıyla bir altın ve bir gümüş, harcı da misk ) bahçesinin çakılları da cennetin en güzel incileri ! Alanı o kadar geniş ki ( Cennetteki en düşük mertebe olan kimse ,sarayını bin senede gezerek bitiremez ,sarayının başını gördüğü gibi sonunu da görür h.ş )Bahçe ise (çeçit çeçit ağaçlarla dolu ,akıp giden ırmaklar ve her türlü meyvadan çift çift vardır )27/48-53. sarayın içine giriyoruz ...bizi karşılayanlara bayıldım ! (bin melek ikram için sıraya dizilmiş ! her birinin elinde bir tepsi her tepside farklı ikram vardır .İlk tepsiden ikramımızı alacağımız gibi , son tepsiden de yiyeceğiz h.ş)..Allah‘ın nuruyla aydınlanan bu saray, biz girince daha da aydınlanıyor ! içindeki gözleri kamıştıran döşemelere biraz yaslanalım mı (Hepsi de örtüleri atlastan döşemelere yaslanırlar .İki cennetin de devşirilen meyvesi yakındır )27/54. içecek istermisin ?(İyiler,kafur “cennet şerabı”katılmış bir kadehten içerler,bu,Allah’ın has kullarının içtikleri ve istedikleri yere akıttıkları bir pınardır )29/5-6.(işte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger :yüzlerine parlaklık ,gönüllerine sevinç verir.Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve içindeki ipekleri lutfeder .Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar :ne yakıcı sıcak ne de dondurucu soğuk görürler .Cennet ağaçlarının gölgeleri,üzerlerine sarkar:kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur .Yakınlarında gümüş kaplar ve billur kaselerle ,gümüş beyazlığında şeffaf kupalarla dolaşılırki iştahları ölçüsünce takdir ederler.Onlara ,orada bir kaseden içirilir ki karışımında zencefil vardır .içinde bir pınar var ki Selsebil diye adlandırılır .O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki ,onları gördüğünde kendileri ,etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın .Ne yana bakarsan bak (yığınla nimet ve ulu bir saltanat görürsün )29/6-20.Daha tavana bakmadık ..sıkı dur ..göreceğin şey Allah’ın arşının ta kendisi..ve cennetteki en yüce değere sahip olan insan Allah’ın komşusu olacaktır .(cennet ehli cennete girdiği zaman Allah onlara derki :artık her zaman sağlıklısınız hiç hastalanmazsınız ,her zaman gençsiniz hiç ihtiyarlamazsınız ,her zaman dirisiniz hiç ölmezsiniz ,her zaman nimet ve bolluk içinde siniz hiç sıkıntı çekmezsiniz ) .. Şimdi birazda Hz Adem’den beri dünyaya gelmiş geçmiş ve sohbet etmek istediğimiz kimselerle bir ağacın altına çekilip cennetteki denizleri ve dağları seyredelim (cennette öğle ağaç var ki insan atına bindiği halde gölgesinde yüz yıl gitse de geçemez) ..ağaçtan gelen muzik seslerini dinlermisin (cennettki ağacların gövdeleri altındır , dallarını rüzgar okşadığında , cennettekiler o kadar mest olurlar ki daha önce bu kadar mest olmamıştık derler ,Allah derki hayır daha güzel mest vardır ,onlarda derler ki ya rab nedir o ,Allah derki :Ey Davud güzel sesinden oku (ki o dünyadayken okuduğuda dağlar ve denizler bile mest olurdu ) Hz.Davutta okur ,Cennettekiler daha da mest olurlar ,ve derlerki daha önce bu kadar mest olmamıştık ,Allah derki Ey muhammed Taha suresini oku Hz Muhammed de okur ,daha da mest olurlar ve derler ki daha önce Bu kadar hiç mest olmadık, Allah der ki hayır daha güzel mest vardır Kendim size Rahman suresini okuyacağım.....)

Allah’ım biz sana cenneti ve ona yaklaştıran söylemi ve davranışı sual ediyoruz ,ateşten ve ona yaklaştıran söylemi ve davranışı sana sığınıyoruz.

14 Şubat 2006

CENNETE YOLCULUK-2-

- kim Hz Muhammed : -Ben Abdullah oğlu Muhammed’im Rıdvan : -Ya resulellah, Allah, senden başka hiç kimseye bu kapıyı açmamamı emretti . Ve kapı aralanıyor ..( ve o kapının aralanması Mekke ile Şam arasındaki mesafe kadar. h.ş ).Ve kalabalık içerisinde ilk giren Hz. Muhammed oluyor ondan sonra kızı fatıma ( Cennete ilk giren grubun yüzleri karanlık gecedeki tam ay gibidirler,daha sonrakiler gökyüzündeki en parlak yıldız gibidirler ,sonra daha sonrakiler ve daha sonrakiler. h.ş ) . hiç yabancılık çekmiyoruz çünkü biz dünyaya gelmeden zaten cennetteydik !(Onları,kendilerine tanıttığı cennete sokacak )47/6.Yani cennetin en ince yerini biliyor olacağız ..Yukarıda Hz .Muhammed’in cenneti.. ilerde sağ tarafta gölün kıyısında senin cennetin.. .. az daha ilerde kardeşlerinin...annenin,dostlarının..ve nice kimselerin... hiçbir zaman yalnız kalmıyoruz hep sevdiklerimizle beraberiz...(Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise bölük bölük cennete sevkedilmiştir ,oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara,”Selam üzerinize olsun ! Tertemiz geldiniz .artık ebedi kalmak üzere girin “ derler) 24/73...Allah’a bu büyük rahmetinden dolayı şükrederek , artık cennette gezelim ,burada hayal edebildiğin kadar et,daha da fazlasını bulacaksın (Oraya selametle girin.İşte bu ebedi yaşama günüdür !Orada kendileri için diledikleri herşey vardır .katımızdan daha fazlası da verilir )26/35.(Allah’tan sakınanlara söz verilen cennetin misali şöyledir :İçinde suyu bozulmayan ırmaklar ,tadı değişmeyen sütten ırmaklar ,içenlere lezet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır .orada meyvaların her çeşidi onlarındır .bunlardan da öte rabblerinden bir bağışlama vardır )26/15 . O kadar uyum içindeyiz ki birinin içinden ne geçiyorsa herkesin içinden aynı şey geçiyor .yüzmekse yüzmek,eğlenmekse eğlenmek ,yemekse yemek ,şarkı söylemekse oda öyle...aklına ne gelirse ..hep ahenk içindeyiz. ( devamı bir sonraki yazıda )

12 Şubat 2006

CENNETE YOLCULUK

- Ayet ve hadislerle Cennet Yolculuğu -

Çok değerli insan ...

Şu anda, seni götürmek istediğim bir yer var ; En çok içimizden özlediğmiz , fakat iyi tanıyamadığımız için farkına varamadığımız yüce gayemiz olan Cennette gezinti yapmaya hazırmısın ? Anlatacaklarımın hiçbirisi kesinlikle hayal ürünü değil. Fakat yolculuğa başlamadan önce şunu bilelim :ayet ve hadislerle karşlaşacağımız örnekler ve benzetmeler sadece kavrayabilelim diye söylenmiş,aslında cennetteki nimetlerle veya ahiretteki olaylarla dünyadakiler arasında isimlerden başka bir benzerlik yoktur .,kuran’da ve pegamberimizin sohbetlerinde gezinti yaparak bu yolculuğu yapacağız. ,fakat yinede cennetin her tarafını gezemeyeceğiz çünkü Cennet hakkında bildiğimizin yanında ,bilemediğimiz o kadar şey varki gerçekten cennete girmeyince anlayamayacağız . Katılmak istermisin ? evet cevabını verdiysen o zaman ilk yapacağın şey , şu anda bu dünyaydan bir an olsun uzaklaşıp , zaman kavramını aşıp ,ruhumuzu ağır vücüdumuzdan kurtaralım ve iman kanatlaryla yollculuğa başlayalım .. Artık geçici yaşamı ,ölümü, ve sonrasını geçip Allah’ın rahmetiyle sırat köprüsünden sevdiklerimizle beraber geçtik .. kainatın Rabbi olan Allah’ın cennetiyle karşı karşıyayız, kapının önünde nur saçan Hz.Muhammed (S.A.v), tokmağı eline almış ve onun etrafında parlak yıldızlar gibi kızı Fatma, dostları ve diğer peygamberler kapının açılmasını bekliyor ..Artık sonsuz mutluluk diyarına giriyoruz ,sevinçlerimizden kalplerimiz atıyor merakla bekliyoruz ,sağa sola baktığımızda İster aynı dönemde yaşamış ol ister farklı dönemde,tarih boyunca sevdiğin tüm insanlarla beraberiz, birazdan cennette sohbet edeceğiz .Sahabeler ,peygamberler ,aile fertleri , sevgililer ve dostlar ..ve daha kimler kimler ..sevdiklerinden nice insanlar burada ..hiç yabancılık çekmiyoruz çünkü grup halinde giriyoruz (o gün takva sahiplerini grup halinde Rahman’ın huzurunda toplayacağız )16/85... Daha kimle karşılaşacağımızı hayal edebiliyor musun ? İşte pegamberimiz kapıya vuruyor heyecanımızdan duramıyoruz ..içerden Cennetin bekçisi olan Melek Rıdvan‘ın sesi geliyor ve herkesin sessiz olduğu halde konuşma başlıyor : ( devamı yarın )

HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! işte budur yaşamak Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin Kadar Sevilirsin...

11 Şubat 2006

HAT ÖRNEĞİ...

08 Şubat 2006

MEDENİYETLERİN ÇATIŞMASI NE DEMEK ?

Dünyaya ve daha genel anlamda kainata iki vecihle bakabiliriz . Allah ' ın ; bir yaratıcının varlığını kabul ederek . İkincisi ise herşeyin başıboş , kendiliğinden , tesadüfen ve anlamsızca cereyan ettiğini vehmederek .
Biz , muhakkak ki birinci zaviyeden bakacağız ve bunun isbatı çok kolaydır!
Bu manada , dünyada cereyan eden hadiselere baktığımızda , değerlendirme yapmak daha da kolaylaşmaktadır . Şüphesiz her şey insanoğlundan sadır olmakta ve tabii olarak da bazı hadiseler nefse , şeytana ve nihayetinde küfre dayanmakta iken , bazı olaylarda da dayanak noktası manevi hakikatlar , doğrular ve de İlahi bakış açıları olmaktadır ! Adem ( AS ) ' ın iki oğlundan Kabil ' in Habil ' i öldürmesi hadisesi nasılki insanlık tarihinde iyilik ile kötülük arasındaki çarpışmanın ilk remzidir . Aynen onun gibi şu anda ve kıyamete kadar devam edecek her türlü hadiselerde bu çatışma geçerliliğini koruyacaktır . Öyle olmasa , bu dünya hayatının bir imtihan meydanı olması hakikatının manası kalmazdı ve Adem ( AS ) ' ın Cennet ' ten çıkarılmasının hikmeti olmazdı . Bütün olayları bir yana bırakıp , şu an yürütülmekte olan ve neredeyse tüm İslam Alemi ' ni tesiri altına almış bulunan Peygamber Efendimiz ' in ( ASM ) " karikatürleri " nin resmedilmiş olmasının temelinde bir takım dinamikler yatmaktadır ki bunların bir kısmına değinen yazarlar olmuştur . Ahirzamanda İslam Ümmeti nasıl ki Mehdi ' nin geleceğine ve müslümanların sefil görünümlerinden ve mazlumiyetlerinden kurtarılacağına inanıyorsa , aynı şekilde Hristiyanlık ' ta da Mesih ' in dünyaya inip kendileri için kurtarıcı olacağına dair inanç olduğu gibi , aynı konuda Yahudiler de dünyanın son zamanlarında kendilerinin efendiler olarak dünyaya hükmedip nizamat sağlayacaklarına inanmaktadırlar . Zaten Arz-ı Mev'ud ( Vadedilmiş Topraklar) kavramı da bu inancın temelini teşkil etmektedir ve ulaşılmak istenen asıl hedeflerden en mühimmi de budur . Şimdi ABD yönetiminde , son zamanlarda etkileri kaybolmuş gibi görünse de hala varlıklarını en temelde devam ettiren Evangalist Hristiyanlar ile fanatik Yahudiler ' in oluşturduğu mel'un bir çekirdek kadro çift taraflı çalışmalar içerisindedirler ! Bu planlı çalışmaların birer aracı olarak , adeta gergef gibi dünya siyaseti işlenmeye çalışılmaktadır . 1990 ' lı yıllarda ortaya atılan Medeniyetler Çatışması fikri bunun bir işareti idi. Nitekim 2001 yılındaki 11 Eylül hadisesi ile şimdi İran ' a saldırı için hazırlıklar yapılması da bu politikaların birer aracından başka bir şey değildir . Bunu yürütenler esasında Allah ' a olan inançlarını da başkalaştırmışlardır ! Esasında kendilerinde mevhum birer ( haşa ) ilah gücü hissedecek derecede lanetli bir firavniyet içerisine girmişlerdir . Dünyada var olan İlluminati örgütü bu vehmi ( ve de deccal ) gücün en son örgütlenmiş biçimidir .
( Konuya daha sonra devam edeceğim... )

07 Şubat 2006

EBEDİ YOLUN YOLCULARI ; UYANIN !

Ebedi yolun yolcuları !
Hazırlanalım !... Ve hiç unutmadan bu kısa dünya hayatını , en güzel , en münbit , en manidar , en hikmetli , en idealist ve sadece Allah yolunda yaşamayı kendimize en mühim vazife addedelim ! Ölüm , bilelim ki , hiç umulmadık zamanlarda da gelebilir ! Hiç kimsenin garantisi yoktur ölüm zamanının uzak olduğuna dair ! Dünyada tecelli etmesi gereken büyük mana , bu alemden gittiği an ; işte o büyük zamanda kainatın da ölümü gerçekleşecektir ! Son zamanlarda Peygamberimiz Hz. Muhammed ( ASM ) ile alakalı yayınlar ve bunların İslam Alemi ' nde meydana getirdiği tepkiler o büyük mananın ne derece hırsla ve özlemle dünya yüzünden koparılmaya çalışıldığının göstergesi değil midir zaten ? Ki kainat Hz.Muhammed ( SAV ) ' in nurundan yaratılmıştır ! O nur , aynı zamanda kainat düzeninin bir çekirdeği ve ruhu hükmünde olduğuna göre , bu son edepsizlikler , aslında bir nevi kıyameti zorlama girişimleridir ! Bunlar tabii bilinçli olaylar değildir bu manada ama , sonuçta kader-i İlahi ' nin tayini ve takdiri kesindir ve insanların yaptıkları sadece vesileden ibarettir ! Hristiyan Evangalist mezhebinden olanlar ile , fanatik Yahudiler şu anda işbirliği halinde "Armageddon-Ahirzaman Savaşları ; Kıyamet Savaşları " için zorlama politikalar güdüyorlar . Bu bir komplo gibi gelebilir ama ben öyle olmadığına inanıyorum . Nedenine gelince... ( devamı bir sonraki yazıda inşaallah... )

06 Şubat 2006

NEREDE BÜYÜK TEPKİ ?

Peygamberin sözkonusu olduğu yerde hiç bir taviz vermeden , acaba şöyle olsa mı daha iyi olur ya da böyle yaparsak mı daha doğru hareket etmiş oluruz tarzındaki yaklaşımlara asla prim vermeden düşünmek ve uygulamak gerekir diye düşünüyorum.Bununla elbette ki , bazı İslam Ülkeleri'ndeki kilise ya da elçiliklerin yakılıp yıkılmasını tasvip etmiş olmuyorum.Ama Kainatın onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ve tüm hakikatların menbaına vesile Hz Muhammed Mustafa ( S.A.V. ) Efendimize karşı sergilenen kasıtlı tutum ve sözler karşısında da hiç bir zaman , serinkanlı duramam ve durmamalıyız!Yapılmak istenen 1990'lı yıllarda uygulamaya konulmaya başlanan,Yeni Dünya Düzeni ya da Medeniyetler Çatışması'nın gerçekleştirilmesi yolundaki kıvılcımlar ve denemelerden başka bir şey değildir.Ama böylesine Batı zihniyetine uyacak ve eski Haçlı alışkanlıklarının izini gösteren bir tarzda saldırılarına alet olmayacağımız gibi , sessiz de kalmayacağız! Türkiye Cumguriyeti,sonuçta bir İslam Ülkesi olduğuna göre , bu memleketin İslami bir süreçten çıkıp gelen başbakanı da,herhalde işi sadece masaya ve diplomasiye hapsedip,işin tepkisel ve milletin duygusuna yönelik boyutlarına önem vermemesi düşünülemez.Ama öyle olmadı ve sayın başbakan ne yazık ki,kendisinden beklenen tepkinin çok altında bir düzeyle,işin masada ve diplomasi ile çözülmesi gerektiğini beyan buyurdu bugün.Güzel de,bundan başka hiç bir araç yok mu?Ya da,milyarlarca insan için,kendi canından daha çok sevdiği,ümmeti olmakla şereflendiği,son Peygamber Hz.Muhammed'e gösterilen hakaretler için,bunun ötesinde yapılabilecek hiç bir şey yok mu?Nerede kaldı bu aziz milletin o büyük Peygamber sevgisi.O muazzam sevgiyi,sizin ne kadar zaman süreceği belirsiz masa ve diplomasi taktiklerine mi emanet edeceğiz?Asla!O sevgi taşacak,bir coşkun nehir misali tüm kitleleri, adabıyla ve o Peygambere ümmet olmanın şerefiyle ayaklandıracaktır!Bizde beklerdik ki,Akparti gibi İslam konusunda duyarlı bir parti de bu konuda daha duyarlı ve etkin tepkiler kullansın!Ama nerde?Heyhat!...